28 ŞUBAT OLMASAYDI…

28 Şubat olmasaydı ne olurdu?

Ben diyorum ki; “28 Şubat post modern darbe olmasaydı Fetö bu kadar kökleşemez, bu kadar geniş bir kitleye sahip olamazdı. İmam hatiplerin ve kuran kurslarının kapatılması, Mgv’lerin kapılarına kilit vurulunca ortaya çıkan bu boşluğu FETÖ doldurmuştur.”

Aksini iddia edenleri ispata davet ediyorum. Hele hele gazetelere çıkıp da “gerekirse dershanelerin anahtarlarını şevketli paşalarımıza teslim etmeye hazırım” diye o dönem açıklamalar yapılması aslında bu işin danışıklı dövüş olduğunu ayan beyan ortaya koymaktadır.

Biz başörtüsüne özgürlük mücadelesi verirken Müslüman olduğunu ve din hizmeti yürüttüğünü bildiğimiz birçok vakıf, dernek, cemaat- tarikat gibi darbenin sivil kanadıysa bu zulüm karşısında sanki dillerini yutmuşçasına çıtları bile çıkmıyor, hepsi olmasa da birçoğu olanları sadece izlemekle yetiniyordu.

Gelelim asıl konumuza, 28 Şubat olmasaydı bugün ülkemiz ne halde olacaktı hiç düşündünüz mü? Sayalım isterseniz…
1- Tarihimizde ilk kez ekonomide denk bütçe yapılmış, esnafına, memuruna, emeklisine, köylüsüne hakkını, fazlasıyla verebilecek kadar güçlü bir ekonomiye sahip bir ülke olmuştuk.

2- Millî Görüş Hareketinin en dikkat çeken özelliklerinden biri de, ABD-İngiltere-İsrail/Siyonizm karşıtı bir cephe olarak, İslâm birliğini kurabilmek için altyapısı olması açısından D-8’leri kurmuştur.
3- 28 Şubat darbesinden sadece birkaç ay önce, 1996 yılı sonunda 20 milyar dolar olması beklenen bütçe açığı 15 milyar dolara, 45 milyar dolar olması beklenen iç borç ise 22 milyar dolara düşürülmüştü.

4- % 170 seviyelerinde devralınan hazine borçlanma faizi, Şubat 1997 tarihinde % 83’ler seviyesine düşürüldü, fark % 87 idi.
5- Asgari ücrette % 100’den fazla artış sağlandı.

6- Bağ-Kur emeklilerinin maaşları % 300 artırıldı.

7- Arsızların hortumları kesildi. Paralar oluşturulan havuza aktarıldı.

8- ABD, İngiltere, İtalya, Fransa, Japonya, Kanada, Almanya’nın oluşturduğu G-7’lerin karşısında; Türkiye, İran, Pakistan, Bangladeş, Endonezya, Malezya, Mısır ve Nijerya’yı içine alan G-8’lerin kurulmasına öncülük etmiştir. Bu bir nevi İslam ekseninin yeniden oluşması demekti.

9- Refah-Yol döneminde denk bütçe yapıldı. Faize ödenmesi gereken miktarlar, bir evvelki yılın 18,5 milyar dolarına mukabil, 12 milyar dolara indirildi. Fark, 6,5 milyar dolar olmuştu.

10- Devletin arazileri sermayedarlara satılmaktan kurtarılmıştı.

Bunlar sadece o kısa süreçte yapılanların bir kısmıydı. Ülkemizde bir insanın değeri öldükten sonra anlaşıldığı için olsa gerek, Erbakan hocamızın da değeri ne yazık ki öldükten sonra anlaşıldı.

28 Şubat darbe döneminde başörtüsü yasağı uygulanmasında yasağa direnenler okullarından bir bir atılırken, “başörtüsü füruattır” diyerek başlarını açıp okullarına girenler de, ne yazık ki sonraki on yıllardır devletin en hassas kadrolarında yapılaşmışlardır.

Bunca yaşadığımız zulüm ve işkenceye rağmen biz o dönem kaldırım taşı söküp polisleri taşlamadık, otobüsleri ve durakları yakıp yıkmadık, bankaların camlarını kırıp bankaları yağmalamadık, askerimizle- polisimizle çatışmadık. Çünkü hepsi bizimdi. Biz imam-hatip’te böyle öğrendik.

Yeri geldi suçsuz yere gecenin bir saatinde evimizde çoluk çocuğumuzun yanında kollarımıza kelepçeler takıldı. Sevdiklerimizden ayırdılar birçoğumuzu o dönem. Tek suçumuz, irticai faaliyetlerde bulunmaktı. Ama hiçbirimiz o dönem vatan hainliğinden girmedik karakolların kapısından içeri…

“İrticacı” diye yaftaladılar bizi, ama hiçbirimize “vatan haini” demediler. “İrtica” kelimesi “gericilik” demekti, daha açık bir ifadeyle “islamı yaşayan ve yaşamaya çalışan herkese gerici” derlerdi o günlerde… Biz bu “irticacı” yaftasını gururla taşıdık on yıllar boyu.

Vel hâsılı kelam İslami, yerli ve milli olan herkes bu darbenin hedefindeydi… Bu işin işadamları ayağı vardı, sivil toplum örgütleri ayağı vardı, meslek kuruluşları ayağı vardı. Bir de medya ayağı vardı.

Belki medya ayağı küçümsenebilir ancak, attıkları manşetler şöyle dursun, yarattıkları algıyla toplum nezdinde imam hatiplileri, başörtülüleri ve çarşaf giyen hanım kardeşlerimizi o dönem “yarasa ordusu” olarak tanıttılar bu topluma…

Okulu iyi kötü bitirip iş aramaya başladığımızda “imam hatip mezunu” olduğumuzu öğrendiklerinde bizi işsizliğe mahkum ettiler. Aç kaldık ama onursuz yaşamadık biz…

Darbeciler yargılanırken askeri tahrik eden tüm sivil kurum ve kuruluşlardan da hesap sorulmadıkça, hesaplaşma eksik ve yarım kalacaktır her zaman.

Sadece asker ayağından hesap sorarak 28 Şubatın mimarlarıyla hesaplaşılmaz. Evet, asker de hesap vermeli, ancak darbenin 5’li ayağı olan sivil ayakları da askerle birlikte kanun önüne çıkartılıp mutlaka hesap sorulmalıdır.

28 Şubatın tüm figüranlarıyla birlikte, o dönem adalet mefhumunu rafa kaldıran ve keyfi uygulamalar yapanlar mutlaka kanun önünde hesap vermelidir.

Kalın sağlıcakla…

Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.