ÖZEL HABER:
ŞUBATTAN ÇIKIŞ YA DA KAZANIRKEN KAYBETMEMEK

ŞUBATTAN ÇIKIŞ YA DA KAZANIRKEN KAYBETMEMEK

Şubat kışın belki ne sevilen ayıdır. Hem önü bahar, hem de kısadır diye düşünürüm hep. Ama Şubatı karanlık ve zemherir kış olarak bitmez tükenmez uzunlukta yaşadığımız da olmadı değil. Hem de yüreklerimizde en acı, en kalıcı izler bırakan haliyle…

Çok zor oldu en uzun Şubat! Geçmedi bir türlü. Hele de son günü… Geçti diye düşündükçe yüreklerde durdu hep. Yüzlerce yıldır İslamın kardeşliğin, barışın, sekînetin, sükûnetin en muhkem kalesi olmuş Anadolu coğrafyasında son 150-200 yıldır estirilmeye çalışılan karakış fırtınasının en son versiyonu ile karşı karşıya kaldık. Anadolunun medeniyet coğrafyası bin bir çeşit çiçeği ile “selam yurdu” olmuş, barışın güçlü kalesi olmuş haliyle; hep rahatsız etti karanlık ruhları.

Selam yurdu Anadolunun mayası İslama olan düşmanlık, Şubat soğuğuna giden günlerde iyiden iyiye zıvanadan çıkmıştı. Çünkü İslamla-Müslümanlıkla kendini tanımlayanların sesleri tam kesildi artık, sesleri solukları çıkmaz, iktidar sahiplerinin (!) tekerine çomak sokamaz haldeler derken, milletin ¼ ünü temsil etmeye, ülkeyi yönetmeye başlamak da neyin nesiydi?

Sürecin buradan sonrasıyla alakalı okuyucularımızdan büyük bir kısmı bizzat yaşayarak bilgi sahibidir. Okullarına sokulmayan tesettürlü kızlarımızı, namaz kıldığı için, eşi başörtülü olduğu için ordudan atılan askeri personelimizi, milletin değerleri ile örtüşen gayretleri taşıdıkları için siyaseten yasaklananları ve daha nice zulmü, karanlığı görmemek, hatırlamamak ne mümkün?

Allahın Dini ve Kitabına olan düşmanlık ve pervasızlık ile onlara saldırının aleniliği ise olayın bir başka boyutudur. Kesintisiz sürmesi planlanan zulmün neticesinde kapanan Kuran Kursları, İmam Hatip Okulları, öğrencisiz kalan İlahiyatlar, “İmam Hatip Mezunusuz” kalan Tıp, Hukuk, Mühendislik vb. Fakülteleri unutulabilir mi?

Kararan onca hayatın, sekteye uğrayan Kuran ve Din Eğitiminin neticesinde 2002 (Kasım) Baharıyla birlikte işlerin yoluna girmeye başladığını da görmek gerekmektedir. Yaz aylarında bile iki ay Kuran eğitimi almak isteyen yavrucakların ilkokul 5.sınıfı bitirmesi zorunluluğundan, 4-6 yaş Kuran eğitimi seviyesine gelebilmiş bir iyileşmeyi (aslında normalleşmeyi) görmemek mümkün değildir. Başörtüsü başta olmak üzere bireysel hak ve özgürlüklerin önündeki engellerin kaldırılarak 28 Şubatın izlerinin silinmesi hususunda çok emeklerin geçtiğini gözden kaçırmamak vefa gereğidir.

Nimetler arttı sorumluluğumuz da arttı. Katlandığımız musibet ve sıkıntıların ardından ulaştığımız nimetlerin haddi-hesabı, kalitesi, eskiyle mukayese bile edilemeyecek seviyelere gelmişken, samimiyet, şükür, azim ve kararlılık kalitemizle alakalı aynı olumlu şeyleri söyleyip söyleyemeyeceğimizi, sorgulama ihtiyacımızı gündeme taşımak istiyorum.

Açılan Kuran kursları sayımız, imam hatip liselerimiz, ilahiyatlarımız, din eğitimi ve din hizmetleri alanları için yapılan personel istihdamlarımız göz önüne alındığında sonuçlar, gönül rahatlığı ile “iyi”diyebileceğimiz seviyede midir? Emin değilim. Sorgulama ihtiyacımızın apaçık ortada olduğunu düşünüyorum.

Davet, tebliğ, irşad, ihlâs, isar, gibi dini ve en üst düzey ahlaki terminolojimizin yerini; toplantı, seminer, konferans, çalıştay, ekders, yolluk, yevmiye ve harcırah düzlemi almışsa ne olmaktadır acaba?

Elbette ki Kuran hizmeti en kaliteli, en kalifiye personel ve araçlarla yürütülmeyi, hak edecek yüce bir hizmettir. Bununla birlikte aynı zamanda, bulunulan noktayı okçular tepesi bilmeyi de gerektirir. Aksi durum Allah korusun “Kazanırken kaybetmeyi” doğurur ki bu da en acısıdır. Yani bir Uhud daha yaşamamak adına tedbirli olalım istedim.

Özellikle Diyanet İşleri Başkanlığı personelimizin; Başkanlığımızın Stratejik planında da yerini bulan “Misyonu, Vizyonu ile Temel Değerlerini”* orijinal bir Müslüman kimlik ve davetçi tanımlaması için okumasının: “Öyleyse rabbini hamd ile tesbih et ve ondan bağışlanma dile”** ilahi uyarısının ruhuna daha uygun düşeceğini umuyorum. Bütün bunların üzerine Diyanet İşleri Başkanlığı personelinin atanma şartları arasında yer alan ortak nitelik (meşhur 98/b) maddesini de tavırlarına mezceden Müslüman bünyenin baharın kışa dönmemesi hususunda umudu var demektir.

Standart bir 28 Şubat yazısı yazamadıysam üzgün değilim.

Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
İlgili Haberler